Her Fotoğraf Bir Hayat, Her Hayat Bir Film Sanki

Her Fotoğraf Bir Hayat, Her Hayat Bir Film Sanki
06/03/2015 kuklasureyya

Çocukken akşamları eve dönerken, yanından geçtiğim apartmanların pencerelerinde içeri bakardım çaktırmadan. Her seferinde de şaşırırdım. Ne kadar çok insan vardı evlerde. Hepsi uzaktan aynı hayatı yaşıyor gibi görünen sayısız insan. Ama hepsinin içinde ayrı bir hikaye gizli.

Birazdan anlatacağım hikaye, geçen yaz Kadıköy’de yana yakıla fotoğrafçı ararken gerçekleşti. Daha doğrusu, gerçekleşmiş bir hikayeyi öğrendim geçen yaz.

Devlet daireleri vesikalık fotoğrafları ne kadar çok sevdiğini bilirsiniz. Her fırsatta üçer beşer fotoğraf isterler. Benden de 3 adet fotoğraf istediler bir iş için. Evi talan ettim ama bir tane bile bulamadım. Çaresiz, tüylerimi taradım, çıktım, fotoğraf stüdyosu aramaya koyuldum. Yürüye yürüye Bahariye’nin sonuna vardım. Ve ohh, sonunda burayı buldum: Stüdyo Kamil.kukla-sureyya-hikaye-kadikoy-studyo-kamil-fotograf

Stüdyoya girer girmez zamanda yolculuk yapmış gibi hissettim kendimi. Öyle janjanlı bir yer değildi burası. Sade bir salon, dükkan sahibinin rahmetli kedilerinin fotoğrafları, birkaç ünlünün fotoğrafı, birkaç koltuk ve en güzeli de camın önünde oturup Bahariye’yi izlemeye yarayan iki koltuk vardı.

Stüdyonun sahibi Kamil Bey doğal ve değişik bir adamdı. Çok da hoş sohbetti. Anlattıkları hiç bitmesin diyeceğiniz tiplerden. Ama öyle kafanızda yaşlı tonton bir amca falan canlanmasın. Orta yaşın biraz üzerinde, hiç tonton olmayan bir adamdı Kamil Bey.

Fotoğrafı çektirirken bir yandan da konuşmaya başladık. “Ne güzel bir yer burası.” dedim.

”Evet.” dedi.

“Eski misiniz burada?” diye sordum.

“Çok” dedi, “40 yıl oldu buraya geleli.”

“40 yıl mı?! Dile kolay. Kim bilir neler olmuştur bunca zamanda!”

“Sorma. Neler olmadı ki. Bu apartman zaten başlı başına bir tarih.”

“Öyle mi? Neler oldu? Çok merak ettim.” dedim.

Ve Kamil Bey anlatmaya başladı.

Kamil Bey kırk yıl önce, gencecik bir delikanlıyken bu daireyi ilk kiraladığında buranın mal sahibi olan bir teyze varmış. Bu teyzenin bir de kocası varmış. Diş hekimiymiş kocası. Ama  bir gün diş hekimliğini bırakmış ve müteahhitlik yapmaya karar vermiş.

Vermiş vermesine de, işler hiç umduğu gibi gitmemiş. Eh, diş hekimi ne anlasın müteahhitlikten. Çok uğraşmış, çabalamış ama sonunda batmış. Batıktan sonra da bazı malları ve daireleri de elden çıkarmak zorunda kalmışlar. Ama durum bununla da kalmamış. Sattığı mallar karısına ait olduğu için etrafta dedikodular çıkmış. İnsanlar orada burada “Damat paraları batırdı.” diye konuşmaya başlamış.

Yani adam hem batmış hem de rencide olmuş. Ve olan bitene daha fazla dayanamamış. Kendini alt katın bodrumunda asmış.

Bir süre sonra karısı da ölmüş. Tüm mallarını ve kalan dairelerini de üç çocuğuna bırakmış. Bu daire de Norveç’te yaşayan ve müzik öğretmeni olan çocuğuna kalmış. Çocuk Norveç’ten hiç dönmemiş. Kamil Bey’i de çıkarmamış daireden.

Böylece Stüdyo Kamil kırk yılını burada geçirmiş.

Sonra ben gelmişim. Sorular sormuşum. Bu hikaye önce bana, hemen ardından da size ulaşmış.

Hayat ne tuhaf. Belki yıllar sonra birileri de bizim hikayelerimizi anlatır başkalarına. Hiç tanımadığımız insanlar yaşadıklarımız hakkında konuşur, bizim için güler, bizim için ağlar. Kim bilir…

Comments (2)

  1. Berra Sare 6 sene önce

    Her bir fotoğrafı dinlemek için üniversite özgürlüğünü beklemek çok can sıkıcı.

    • Author
      kuklasureyya 6 sene önce

      Nasıl yani? Anlamadım canım..

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*