Korku – Stefan Zweig – Kitap İncelemesi

Korku – Stefan Zweig – Kitap İncelemesi
21/11/2015 kuklasureyya

Ne zaman korkarız? Bir çığlığın kulak tırmalayıcı sesini duyduğumuzda mı? Ya da hiddetle bakan bir çift gözü üzerimizde hissettiğimizde mi? Belki de “korku” bu kadarla tanımlanamayacak, anlık bir histen daha fazlasıdır. Ne zaman mı? Sevilmemek, anlaşılamamak, var olamamaktan, en beteri de izi üstümüzde kalmış utanç verici bir sırrın arsız kelimelerinden korktuğumuzda…

kukla-sureyya-korku-stefan-zweig-kitap

“İçte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır.”

Irene, evli, çocukları olan, varlıklı bir kadın. Tam da hikayenin bitip, okuyucunun kapağı kapattığı, mutlu olması gereken yerde belki de. Mutlu mu peki? Hayır. Bazen sıradanlıktan, emeksiz gelinen yerden daha çok rahatsız eden bir şey yoktur insanı. Zirveye ulaşsa da ardını arar, başka maceraların, heyecanların hevesini duyar içinde. Nereye koştuğunu bilmeden hiç geçmediği o tozlu yola atar kendini. Oysa tozlanan, yırtılıp dökülen üstüyle, rengarenk çiçeklerin doldurduğu bahçeye dönmek ne zordur! Bahçe kabul eder mi bilinmez ama sen o bencil, maceraperest, mahçup halinde kabul edemezsin artık kendini. Kocasını aldatan Irene gibi… Kocasından çok kendini aldatan, hayatına umutsuzca bir renk arayan, aradıkça aslında var olan renkleri bunca zaman görememiş olmanın acısını yaşayan bir kadın gibi…

“Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.”

Korku, aldatan bir kadının hikayesi gibi görünse de yalnızca o kadar değil. Stefan Zweig, her daim tek bir konudan binlerce duyguyu geçirmeyi başaran bir yazar. Sicim sicim iplerle damarlarınızın içine oya işler gibi dağılıyor kelimeler. Olmadığınız bir kitap karakterinin tüm acıları, korkuları, pişmanlıkları, heyecanları artık sizin oluyor. İncecik kitapta bazen binlerce sayfa okusanız da bulamayacağınız bir yoğunluğu, derinliği buluyorsunuz. O derinlikte insanın içinden içi var. Hissedilen ama ifade edilemeyen duyguların kelimelerle buluşmuş hali ve kaleme duyacağınız bolca hayranlık var.

“Bir sözcük, çarpan kalbinde bütün dünyanın alevlendiği o sonsuz ateşi söndürebilir miydi?”

Yazarın kalemiyle tanışmış olanlar bilir ki umutla umutsuzluğun harmanlandığı enteresan bir dili vardır. Bu da pek çok hikayenin sonunu temel anlamda tahmin etmenizi sağlar. Fakat bu asla bir kusur değil çünkü Zweig’i bu denli etkin kılan zarif ve derinlemesine dilinin yanında hisler ve psikolojik tespitler konusundaki ustalığı. Bu eserde ise sona yaklaştığımda ters köşe yaptığını söylemem gerek.  Satırları durup tekrar tekrar okuyacak kadar…

“İnsanın vedalaşmak içine kadar az zamana ihtiyacı olduğunu ve yanında götüremeyeceğini bilince her şeyin ne kadar değersiz göründüğünü fark edip korktu…”

Şaşırtan, ürperten, korku, ceza, umut, güven, pişmanlık, sevgi, farkındalık kavramlarını sorgulatan kusursuz bir eser Korku. Zweig, hepimizin yüzeyini görüp altını kazımadığımız duygulardan sesleniyor. Üstelik başka yönlere bakan yeni pencereler açarak. Bırakın açılsın pencereler, uçuşsun perdeler. Korkularınızla yüzleşmek için Korku başlasın…

Yazan: Bir Benin Halleri
Instagram: @birbeninhalleri
Blog: birbeninhalleri.blogspot.com.tr

* Kukla Süreyya‘nın notu: Stefan Zweig, 1800’lerin sonu, 1900’lerin başında yaşamış Avusturyalı yazar, gazeteci.

Comments (0)

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*